KADINLARIN PROSTATI YOKTUR BAYIM...
ADMiN
2019’dan 2020’ye geçmeden önce yeni yıl hakkında çok umutkar değildim. Beklentilerimi olabildiğince düşük tutmama rağmen 1 Ocak gecesi Habertürk TV Kanalında yapılan bir programla yeni yıla ait inancımı ilk geceden kaybettim. Didem Arslan Yılmaz’ın sunduğu programa bir ekonomist, bir gazeteci ve bir de profesör ünvanlı bir tıp doktoru katıldı.



Programın en başından itibaren tıp ve tedavi yöntemleri hakkında söylediklerinin neredeyse tamamı saçmalıktı. İlaç firmaları ve sektörü hakkında söyledikleri bazı doğrular arasına sıkıştırdıkları bir çok çarpıtılmış bilgiyle halkımız yanıltıldı.

İnsanların popüler olmak, para kazanmak uğruna halk sağlığını tehdit eden tavırlarından artık bıktım. Gazeteci olan kişi, sürekli zengin olmadığından, olmak da istemediğinden bahsederken kitabının reklamını yapmaktan geri durmuyordu. Profesörün durumuysa daha da içler acısıydı; diğer meslektaşları hakkında akla zarar iddialarda bulunurken kendisini sütten çıkmış ak kaşık gibi gösteriyordu. Kendisine sorulmasını istediğim bir kaç soruya da cevap vermemeyi tercih ediyordu.

Bu sorulardan biri, muayenehanesinde hasta bakıp bakmadığı ve onlardan muayene ücreti olarak kaç para aldığıydı. Ayrıca hastalarına herhangi bir ilaç önerip önermediği de meraklarım arasındaydı. O ise sadece diğer meslektaşlarına ve ilaç firmalarının para kazanma hırsının yarattığı bazı sahtekarlıklar üzerinden tüm ilaçlara ve aşılara vurmaya devam ediyordu. Üstelik tıpla ilgili kurduğu cümlelerin neredeyse tamamı ya yanlış ya da şişirilmişti. Utanmadan halk ağzıyla tıpla ilgili yalan üstüne yalan söyledi. Mesela antidepresanlar hakkında atıp tutarken, antidepresanların hiç bir işe yaramadığını, yan etkileriyle kişilik bozuklukları, titreme, vd.. gibi bir çok yan etki yaptığını anlatıp durdu. Aradan 5 dakika geçmeden de “ama akut depresyonda antidepresanları kullanmak gerekir” dedi. Homoseksüelliği bir hastalık olarak tanımladı ve bu durumun da soya ile ilgili olduğunu iddia etti. Bu tezi hakkında yanındaki gazeteci, Buda rahiplerinin bilmeden sürekli soya yiyerek bu hale geldiği desteksiz çarpıtmasını dile getirerek konuşmaya bodoslama daldı.

Bu profesör, mamografinin gereksiz olduğunu, insanlara radyasyon verdiğini söylediğinde, artık konu Didem Hanımı da sıkmış olacak ki “eee ozaman erken teşhis ne olacak” diye sormak durumunda kaldı ve program boyunca belki de tek anlamlı sorusu oydu. Cevap ne mi oldu? “Beslenmelerine dikkat etsin insanlar”… Gülemedim bile… Radyasyondan bunca rahatsız olan bu profesörün yıllardır yaptığı anjio aracılığıyla hastalarına verdiği radyasyonla ilgili hiç konuşmaması da ayrıca takdire şayandı. Kaldı ki anjio hayat kurtarıcıdır ve radyasyon hesabı yapılmaz, tıpkı mamograifinin gerekli olduğu hallerde olduğu gibi…

Meme kanserlerinin erken tanısı hakkında ne yapılacak sorusuna, gazeteciden trajikomik bir yanıt geldi. “PSA’ya baksınlar”. Arkadaşım PSA, prostat kanserleri için bir belirleyicidir ve kadınların prostatı yoktur”. Diyemedi kimse doğal olarak, çünkü toplantıda bir biliminsanı yoktu.

Hele şu gazeteci zatın psikiyatristlere depresyonla ilgili bir ayırıcı tanı formülasyonu anlatışı vardı ki aldığım tıp eğitiminden utandım. Bizlere uzun uzun depresyon semptomlarıyla gelmiş hastalar için hangi tetkikleri yaptıracağımızı, hangi uzmanlara yollamamız gerektiğini anlattı. Ancak bilmediği şey; biz muayene odamıza giren herkesin daha ilk saniyeden ayırıcı tanı muayenesini yapmaya başlarız ve her olasılığı birinci dakika sonunda düşünmüş oluruz.

Bir de “önleyici tıp” konusu var. Profesöre göre, onun dışındaki doktorlar özellikle önleyici tıpla ilgilenmez ve bilerek görmezden gelir. Neden peki? Çünkü onun dışındaki doktorlar için esas olan önce insanların hastalanması, sonra ise onlara ilaç verilerek ilaç firmalarının karlarının arttırılmasıdır. Yani onun dışındaki tüm doktorlar bu kadar rüşvetçi ve alçaktır.

Onun psikiyatri hakkında ve ilaçlarıyla ilgili söyldikleriyse büyük yalanlardan ibarettir. Açıktan, “ilaçları kullanmayın, bu ilaçlar felakettir” dedikten sonra, “ama bazı durumlarda da kullanmak gerekir” demesi ise hukuki sorumluluktan kurtulmak için atılmış tam bir şark kurnazı adımıdır. UNESCO’nun bir sağlık kuruluşuymuş gibi yaptıklarını anlatması sırasında ona yanındakilerin “yapma hocam UNESCO bir eğitim kurumudur” dememesine mi, yoksa bunu bilmeme ihtimallerine mi yanayım bilemedim. Serotonin yalanları ise ayrıca kitap olur.

Bir soru da, bir sağlık programında, adının önünde doktor ünvanı olan ve ekonomist olduğu öğrenilen ve bir çok kişinin de bu farkı anlayamayacağı bir adamın cümlesi için sormalıyım. “Bizlere büyük bir emperyalist oyunu gösterirken, önce vakıfların, düşünce kuruluşlarının nasıl ülkeleri dizayn ettiğini anlattıktan sonra, 1994 yılında ABD’de gittiği bir vakfa bağlı düşünce kuruluşunda duyduklarınızdan söz ettiniz. Peki, Orada ne işiniz vardı?”

Bir çift laf da attığım eleştiri tivitleri hakkında bana bulaşan bazı önyargılı ve hatta kötü niyetli insanlara… Bu insanların sık söyledikleri bir kaç cümleyi yazayım öncelikle…

Söyledikleriniz bilimsel değil, bilimsel konuşun…
Siz de çıkın medyaya bildiklerinizi anlatın.
Madem o kadar eminsiniz, arkalarından konuşacağınıza karşılarına çıkın…
Benim bir yakınım vardı ve doktorunun yüzünden, gereksiz tetkik ve ilaçlarla öldü.
Bu ve benzeri cümlelere de kısaca cevap vereyim.

Biz hergün bilimsel dergilerde zaten bilimsel içerikli yazılar yazıyoruz ve bu yazıları daha anlaşılır bir dille Ulaşabildiğimiz, medya organlrına da taşımaya çalışıyoruz.
Medya bizi keşke çıkarsa ama çıkaramaz çünkü, bizleri çıkarırlarsa rating kaynakları olan diğer insanları artık kimse dinlemez.
O profesör hiçbir zaman kendi karşıtıyla TV’lere çıkmamaktadır. Çıkarsa ne kadar saçmaladığının anlaşılmasından korkmaktadır.
Yakınlarınız için üzgünüz, aramızdaki bazı çürük yumurtalar için de üzgünüz ve para için yapılan, insan sağlığını tehlikeye atan herkese ve uygulamaya sonuna kadar karşıyız. İşte bu tip profesötleri de bunun için eleştiriyoruz.
Bir de ilaç ve aşılar yerine başka ürünler sunanlara, bu diğer ürünlerin ülkemiz piyasasında ilaçlardan kaç kat daha fazla ciro yaptığını sorun lütfen…
Son sözüm de Didem Arslan Yılmaz’a; dün gece yaptığınız programla, olası birçok intihar, cinayet ve ölümün sorumluluğunu üstlendiniz. O program nedeniyle ilacını keserek sorun yaşayan her kişinin ve ailenin sizden hesap sorma hakkı doğdu. Bu sorumluluktan kurtulmanızın tek yolu da bu insanların karşısına gerçek biliminsanları oturtarak yeni bir program yapmanızdır. Bunu yapmadığınız sürece, yaşanan olumsuzlukların bir parçası olacağınızı size üzülerek belirtmek isterim…

Dr. Semih DİKKATLİ
Psikiyatri Uzmanı
 02 Ocak 2020, 16:21 
Sayfalar:  
1
CEVAP GÖNDER: