AŞIYLA İLGİLİ YAPTIRIMLAR İÇEREN YASAL DÜZENLEMELERE İHTİYAÇ VAR
ADMiN

Ankara Barosu Sağlık Hukuku Kurultayının sonuç bildirgesinde zorunlu aşılarla ilgili yasal boşluklara dikkat çekildi



Ankara Barosu Sağlık Hukuku Kurulunca iki yılda bir düzenlenen Ankara Barosu Sağlık Hukuku Kurultayının sekizincisi 29-30 Kasım tarihlerinde Ankara’da yapıldı. Kurultay’da sağlık hukukunun güncel ve önemli başlıkları tartışıldı.

“Aşı”, “kanser” ve “tıpta yapay zeka ve robotik cerrahi” konularında akademisyen, avukat, hakim hukukçular ile yine akademisyen ve uygulamacı hekim ve mühendislerce konular farklı oturumlarda değişik yönlerden ele alındığı Kurultayın sonuç bildirgesinde, aşıyla ilgili hukuki boşluklara dikkat çekildi.

Sonuç bildirgesinde şu ifadelere yer verildi:

Aşının bireyi(çocuğu) olduğu kadar toplumu da bulaşıcı hastalıklardan koruduğu bilimsel bir gerçektir. İstatiksel olarak bakıldığında, başta çiçek virüsü olmak üzere büyük salgınlara ve ölümlere sebep olan bulaşıcı pek çok virüs artık dünyada aşı sayesinde bulunmamaktadır. Ancak, ülkemizde Anayasa Mahkemesi’nin 24.12.2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlan aşı kararı sonrası bilimsel bir dayanağı olmayan aşı karşıtlığı hızla yayılmaktadır ve bu durum halk sağlığını tehditetmektedir.

Tarafı olduğumuz Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi tüm üye devletlere, her çocuğun temel yaşama hakkına sahip olduğunu vurgulayarak, hayatta kalması ve gelişmesi için mümkün olan azami çabanın gösterilerek çocuğun olabilecek en iyi sağlık düzeyine kavuşma, tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetlerini veren kuruluşlardan yararlanma hakkının tanınması yükümlülüğü getirmiştir. Aşı bir tıbbi müdahaledir ve çocuklar için bu tıbbi müdahale için anne babanın rızasını gerektirir. Çocuğun yararlarının her durumda ebeveynin öngördüğü yararlar ile uyuşmayabileceği dikkate alınarak kanun koyucunun konuyu, çocuğun üstün yararı çerçevesinde düzenlemesi gereklidir. Ülkemizdeki aşı karşıtlığındaki artış dikkate alınarak tüm tedbirlerin alınması, yasal boşlukları dolduracak ve yaptırımlar içeren yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır.

Dünyada ve ülkemizde ölüme en çok sebep olan hastalıkların başında, kalp ve damar sağlığı bozukluğundan kaynaklanan hastalıklardan sonra, kanser ikinci sırada gelmektedir. Uluslararası kanser ajansı verilerine göre kanser hastalığına sebep olan etkenlerin sadece % 10’u genetik olup % 90’ı doksanı çevresel etkenlerden kaynaklanmaktadır.

Bilimsel olarak kesin kanser yapan etkenlerden ilki sigara diğeri de hava kirliliğidir. Ülkemizde sigara (tütün kontrolü) ile ilgili yasal önlemler bulunmakla hava kirliliğinin önlenmesi, bu konuda tedbirler alınması yönünde hiçbir faaliyet söz konusu değildir. Bilakis, hava kirliliğinin önlenmesi yetkililer tarafından devamlı ertelenmektedir.

Kanser, tedavisi zor ve maliyeti yüksek bir hastalıktır. Ülkemizde kanser hastalarının tedaviye erişim hakkı sınırlıdır. Anayasa’nın sosyal devlet ilkesi kanser hastalığına ilişkin öncelikle önleyici, koruyucu, tarayıcı ve hastalık vuku bulduğunda tüm tedavinin karşılanacağı imkanları sağlanmasını gerektirmektedir.

Dünya genelinde hızla yayılan tıpta yapay zeka ve robotik cerrahi kullanımı etik ve hukuki sorunları da beraberinde getirmiştir. Yapay zeka robottan farklı olarak fiziksel bir yapıya sahip değildir. Öğrenme, muhakeme ve problem çözmede kullanılan bir yazılımdır. Günümüzde bu konuda en çok tartışılan, yapay zeka kullanımından doğan zararlarda hukuki sorumluluğun kime atfedilebileceğidir. Akıl yürüten ve öğrenen yapay zekadan bahsederken yapay zekanın hukuki statüsünün de konuşulması gerekmektedir. Modern yaklaşıma göre, hukukta halihazırda yapay zekanın konumlandırıldığı bir yer bulunmamaktadır ve bu durumunun yakın gelecekte sorun teşkil edeceği açıktır.

Robotik cerrahi ilhamını Da Vinci’ den almıştır ve cerrahi operasyonlara büyük bir katkı sağlamaktadır. Robotik cerrahinin gelişimiyle birlikte anatomide daha önce tespit edilememiş dokulara da rastlanılarak isim verilmiş ve tüm dokuları 16 kat büyütme imkânı doğmuştur.

Yapay zeka uygulamaları, insanın yerini alacak uygulamalar olmayıp, hekim hasta ilişkisinin özel niteliği gereği daha iyi sağlık hizmeti için sadece bir araçtır. Gelecekte hekimlerin yerini robot hekimlerin alacağı öngörüsü her ne kadar korku yaratsa da bu gerçeklikten uzaktır. Zira insan makinelere yüklenemeyecek duygusal ve bilişsel özelliklere sahiptir.

Tıptaki ve biyolojideki bilimsel gelişmelerin hızına hukuksal

Düzenlemeler yetişememektedir, sağlık ise bundan en fazla etkilenen hukuk alanıdır. Sağlık hukuku konularının çoklu disiplinlerce ele alınarak irdelenmesi bir zorunluluktur.

 05 Aralık 2019, 12:02 
Sayfalar:  
1
CEVAP GÖNDER: